GOTHİK

Köşeli kemerler, çatının üzerine dek yükselen yivli oklar, eşsiz güzellikte vitraylar ve çok daha fazlası… Gotik anlayışı, yaşamın her alanında olduğu gibi mimariyi de etkiledi. Gotik mimarinin çıkış noktası Fransa olarak gösterilse de, başlangıç yıllarında her ülke kendi yansımalarını sergiliyordu. Her ülke gotik anlayışını kendi zevkine uygun şekilde belirliyordu. Kısacası, gotik mimari her kültürün kendine yakışanı giymesi haline gelmişti…


Peki gotik mimarisinin çıkış noktasında ilk göze çarpanlar neydi? Elbette ki kudretli ve ihtişamlı yapılarıyla göz kamaştıran katedraller! 13. yüzyılda toplum tüm enerjisini, tutkusunu ve heyecanını katedraller yapmaya adadı. Bu döneme ait çarpıcı örnekler olarak Strasbourg Katedrali ve Saint-Martin kiliselerini örnek gösterebiliriz. Elbette ki gotik mimarının başlangıcı olarak görülen Fransa’da da bu sanatı iyi yansıtan bir örnek vardı. Hangisi mi? Fransız kralların taç giydiği Reims Katedrali
Özellikle 1200’lü yıllarda yapılar oldukça donuk, karanlık ve ilkel bir biçimde inşa ediliyordu. Bu etkiyi kırmayı hedefleyen gotik mimari; daha aydınlık yapılar inşa edilmesini sağladı. Buna içten bir ‘iyi ki’ demek gerekmez mi? Zira daha şık, havadar ve ferah yapılar, mimarinin tarihi gelişimi açısından da oldukça etkiliydi. Gotik mimaride yapıların en dikkat çeken yönü, boylarıydı. Gotik mimari eserleri, geçmiş dönemdeki kısa ve ince eserlere adeta bir başkaldırıydı. Gotik mimaride yapılar gökyüzüne dek ulaşan eşsiz bir tarihe dönüşüyordu.
Gotik mimari stilinde en belirgin özellik yapıların sivriliğidir. Aydınlık, şık ve yüksek yapılar; dilimli kubbeler ve birbirini kesen kemerlerle harmanlandı. Katedral ve kilise gibi dini yapılarda aranan yegane özellik neydi? Elbette ki yücelik ve büyüklük hissini aşılayabilmeleri… Bu amaç doğrultusunda çok sayıda ve renkli pencerelere sahip, çatılarda oklara benzeyen kuleler gotik mimarinin göze çarpan bir başka özelliğidir.

Bora ÇAKILKAYA

dESIGNER

http://www.boracakilkaya.com